‘ŞAMPİYON OYUNCU ŞAMPİYON TAKIMDAN ÇIKAR’

Türkiye'nin ilk altyapı basketbol sitesi ünvanını elinde tutan altyapibasket.com web sitesi Bugün girmiş olduğu yeni tasarımıyla beraber basketbolseverler için  Efes Pilsen Spor Kulübü Altyapı Sorumlusu Menderes Gümüşdal ile röportaj yaptı. 

Efes Pilsen'e ikinci kez gelişinizden bu döneme kadar hedeflediğiniz başarılarla elde ettiklerinizi karşılaştırdığınızda hedefe ulaştığınızı düşünüyor musunuz?

Hiçbir zaman ikinciliğe oynamadım ben, her zaman birinciliğe oynadım. Dolayısıyla ikinci olduğum her sene benim için başarısız bir senedir. Bunların içinden tek mağlubiyetle üçüncü olduğumuz bir yıl var ki o zaten tamamen bir yüzkarasıdır. Ama baktığım zaman bizim kaybettiğimiz çok fazla oyuncu vardı. Mehmet Şahan'ın Amerika'ya gitmesinin yanında basketbolu bırakan oyuncularım var. Bunları kaybetmemiz bizim açımızdan kötü oldu ama bunun yanında yukarı çıkan oyuncu sayısına baktığımız zaman mutlu olmamız gereken hatta mutluluğunda üzerinde bir rakam var bence. O yüzden çokta mutsuzum diyemeyeceğim.

Peki, şöyle bir baktığımız zaman sizin veya kulüp için altyapıda kazanılan bir şampiyonluk mu önemli yoksa A takıma çıkarılan oyuncu sayısı mı?

Bu soru bir kez daha bana geldi, aynı cevabı size de vereceğim. Yıllardır Türkiye'de çalışmayan iş yapmayan insanların söylediği laf budur. A takımda biz şampiyon olmuyoruz ama oyuncu yetiştiriyoruz. Kim ne yetiştirmiş? Bana iki oyuncu sayar mısınız? Harun diyorlar bana... Bir tek Harun var. Onlar da yine şampiyonluğa oynayan ekipler kuruyordu, Teknik Üniversite şimdiki gibi değildi. O zaman yine hatta Mehmet Aliler'in döneminde şampiyon da oldular yani olmadılar da değil. Bunun yanında şimdi şampiyon olmayacağız ama oyuncu yetiştiriyoruz. O zaman Yugoslavya şampiyon oldu diye oyuncu mu yetiştirmiyor, ABD takımı olimpiyatlarda altın madalya aldı diye oyuncu mu yetişmiyor veya NCAA'in şampiyon oyuncuları oyuncu değil diye insanlar almıyorlar mı? Bu yıllardır insanların kafasında olan bir sorudur. Bana göre şampiyon oyuncu şampiyon takımdan çıkar. Şampiyon olmayan oyuncu şampiyonluğun ne demek olduğunu bilmez. Senin elinde iyi bir kadro var, iyi bir imkânın var, iyi de çalışıyorsun şampiyon olmuşsun. "Ben oyuncu yetiştiriyorum" diye oyuncu yetiştirmeyeyim mi diyeceksin. Böyle bir şey olamaz, çok mantıksız bir şey. Tamamen haftada üç idman yapan, idman yapılırken kenarda sigara içen, kotla ve sokak ayakkabısıyla idmana giren antrenörlerin idman boyunca üçe ikiye çalışma yaptıran kişilerin uydurduğu bir laftır.

Efes Pilsen'in dışında bu sezon Beko Basketbol Ligi'nde mücadele edecek bir takıma daha sahipsiniz. Oyuncularınız açısından bu gelişmenin faydaları nelerdir?

Bizim yükümüz çok arttı. Şöyle ki, birinci ligde iki takımı birden oyuncu olarak finanse etmemiz bizi özellikle de beni umutlandırdı. Çünkü gelecek vaat eden birçok oyuncu belki tecrübesizlikten dolayı kavrulup gidiyordu. Ama önümüzdeki yıllarda Türk basketbolundaki açığı bu oyuncuların kapatacağına inanıyorum. Dolayısı ile çıkan çocuklarla alakalı önümüzdeki günlerde yapacakları tahmin ediyorum ki geleceğin göstergesi olacaktır. Onların alacağı başarı da altyapının ilerde alacağı başarıya eş değer olacaktır. Yani bu altyapıya verilen değeri de arttıracaktır.

O oluşum hakkında da biraz bahsedebilir misiniz? Yani altyapıdan kaç oyuncu gitti, ligde kimler oynayacak, o takımın bünyesi nasıl olacak, kısacası takım nasıl olacak?

Geçen sene ve ondan önceki sene altyapımızdan çıkmış altı yedi tane oyuncumuz gitti birinci lige. Ayrıca A takıma çıkan oyuncularımız var. Dolayısıyla altyapımızdan yetişen oldukça fazla birinci lig kapasitesine sahip oyuncu var. Tabi bu çok güllük gülistanlık bir rakam, her sene böyle bir şey olmaz. İki yılda bir yıldız verebilmek çok önemli bir olaydır. Biz her sene yukarıya doğru bir yıldız veriyoruz. Barış Hersek oldu, Melih Mahmutoğlu da ardından gelecek. Bunların yanında görev alanlar olarak baktığımız zaman Orhan Haciyeva önemli bir kaynak. Amerika'ya gitmeseydi bence Deniz Kılıçlı çok önemli bir isimdi. Yani bayağı bir oyuncu çıktı ama bir sürü sorunu da beraberinde getirdi diyebilirim. Özellikle bu Amerika olayı bizi etkiledi.

Amerika'ya giden oyuncularınızın yerini nasıl dolduracaksınız, bir B planınız var mı?

Bir kere herkesin yeri dolar, yeri dolmayacak oyuncu yoktur. Bugün NBA'de Michael Jordan gitti. İnsanlar Jordan'ın yeri dolmuyor diyorlar ama O'nun da yeri bence doluyor. Dolayısıyla bizim oyuncularımızın da yeri mutlaka dolacaktır. Onların gitmesinde benim sevindiğim tek nokta hakikaten çok ciddi üniversitelere gittiler. Yani basketboluyla olsun eğitimiyle olsun çok ciddi üniversiteler bunlar. Eğitim ile basketbol birlikte gitmiyor diye bir laf vardır veliler arasında. Ben şunu söyledim velilere; "Eğer çocuğunuz basketbolda iyi olursa ABD'de gidemeyeceği üniversite yok." A takıma çıkamazsa ne olacak peki? Git Amerika'ya oku üniversiteni! Bugün Boğaziçi bitiren mi makbule geçiyor yoksa Amerika'da bir üniversite bitiren mi makbule geçiyor. Bu nedenledir ki basketbol artık eğitimi de içine alan bir kavram. Basketbol artık yurtdışında eğitimi zorlayan bir kavram oldu. Ben bu Amerika olayını destekliyorum, destekliyorum ama eğer oyuncunun Türkiye'de bir geleceği varsa çocukların Türkiye'yi tercih etmeleri gerektiğine de inanıyorum.

Peki, bu yurtdışına giden isimler bir yere gelemeyecek oyuncularınız mıydı?

Kesinlikle hayır, çok rahat 1. Lig'de oynayabilirler.

Amerika'da eğitimlerini aldıktan sonra Türkiye'ye dönmeleri mi yoksa orda mı kalmaları daha iyi olacaktır. Mesela bir Engin Atsür örneği var. Okulunu bitirdi, İtalya'da oynadı ve şimdi ardından bu yıl ülkesine döndü. Kısacası böyle bir şey olabilir mi? Ya da böyle söylüyor musunuz?

Yüzde yüz olabilir. Zaten oyuncular Amerika'ya gittikten sonra Avrupa'ya döndüklerinde ilk kulüplerine gitmek zorundalar. Aksi takdirde Avrupa'da oynayamazlar. Ben Deniz'in de Görkem'in de bu işten çok başarılı geleceğine inanıyorum. Mesela Deniz bugün Türkiye'de kalsaydı, Darüşşafaka'da belki çok iyi zaman alıp çok iyi yerlere gelebilecekti. Ama Deniz'in Amerika'ya gitmesinin O'nun bireysel basketbolunu çok geliştireceğine inanıyorum. Hızlı basketbolu oynayabilir hale gelirse ki Deniz'in en büyük eksiği buydu. Deniz hakikaten Türkiye'ye geldiğinde bir süper star olarak döner.

Bu sene genç takımdaki kadro oluşumu nasıl olacak? Dışarıdan gelen oyuncu var mı? Ek olarak yıldız takımınızın dağıtıldığına dair söylentiler var ne diyeceksiniz?

Giden oyuncumuz yok gibi. Bunun dışında yıldız takımın dağıtılması diye bir şey söz konusu değil. Zaten seçmeler yıl içinde sürekli devam ediyor. Başaramayan veya tamamen okula döneceğim diyenler onlar zaten bırakıyorlar. Antrenörle ya da kulüple sorunları olanlar da bırakıyorlar. Yani doğal bir seçme süreci yıl içinde zaten mevcut. Kısacası bizim yıldız takımı boşalttık diye bir olay söz konusu değil.

Ufuk Sarıca, Tamer Oyguç, Volkan Aydın gibi oyuncular yetişmediğini söyleyenlere nasıl bir cevap verirsiniz?

İnsanlar dünyada herhalde kör veya güneş gözlüğünü tamamen kapatıp bakıyorlar. Göremiyorlar sanırım aşağıdan yetişen oyuncuları. Bugün Türkiye'de altyapıda direk anlamda ciddi olarak yatırım yapan dört tane beş tane kulüp olmasına rağmen çok ciddi bir şekilde yukarıya doğru oyuncu akışı var. Tamerler, Ufuklar, Volkanlar çıkmıyor diyenler şu an A Milli takımda oynayan bir sürü çocuğun farkında değil sanırım. Ama tabi bu geçmişe karşı bizde bir özlem vardır. İnsanlar hep bunu söylerler işte bir zamanlar Beyoğlu nasıldı, şöyle takım elbiseli insanlar vardı gibi ama Beyoğlu o zamanda aynı amacı taşıyordu şimdide aynı amacı taşıyor. Değişen hiçbir şey olmadı demek istiyorum yani. Ama tabiki bazı şeyler değişiyor fakat geçmişin basketboluyla bu dönemin basketbolunu hiç kıyaslamıyorum. Geçmişte daha fazla teknik varken şimdi kuvvet, çabukluk be tekniğin bir arada olduğu bir basketbol var. Bu tip yeteneklere sahip oyuncuları yetiştirmekte kolay değil... Sporun sadece futbol olduğunu düşünen zihniyetleri gördüğümüzde, basketboldaki bu başarıları elde ediyorsam ben, bu sporcuları eleştirmek değil öpüp başımın üstüne koyarım orada dururlar

Çünkü bugün gazeteye baktığımız zaman altı sayfalık spor ekinin bir sayfası at yarışı dört beş sayfası futbol geri kalan kısımda da spor dediğimiz ıvır zıvır olarak adlandırılan kısımdır. Milli takım gitti Fransa'yı yendi. Ama onların bile gazetede aldığı yerler hak ettiği yerler değildi. Öbür taraftan futbolda ikiye iki bir maç ardından Fatih Terim'in bile söylediği şeyler günlerce işgal etmekte. Bizde acaba gazeteye çıkmaları için çocuklara küfür mü etmemiz lazım veya dövüştürmemiz mi lazım?

Geçen sene Fenerbahçe Ülker ve Alpella'nın yanı sıra Türk Telekom ve Beykoz içinde çeşitli spekülasyonlar söylenmişti. Bu sezonda da Efes Pilsen ve Darüşşafaka Cooper Tires takımlarınız var. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

İnsanlar istedikleri gibi düşüneceklerdir, insanların düşüncelerine bir şey yapamayız. Daha önce bir maçta başıma geldi böyle bir şey ama ben hiçbir şekilde aklıma getirmem. Belki de orada bizim alacağımız bir sonuç play-offu etkileyebilir. O nedenledir ki böyle bir şey düşünülemez. Bizim kulübümüzde tek bir derece vardır o da şampiyonluktur, ikincilik ya da üçüncülük değildir asla. O olacak bu olacak diye düşünen söyleyen insanların zaten basketbola yaradan çok zararı dokunur ve maalesef bu kişilerin hepsi iş yapmayan insanlardan oluşmakta. Biri çıkar ki oradan bu oyuncu benim elimde olsaydı şöyle yetiştirirdim böyle yapardım, bu tamamen yanlış bir yaklaşım. Kısacası bu iş lafla konuşmakla olmayan yürümeyen bir iş. Durduğu yerden konuşan insanları tınlamadım yinede tınlamam. Burada benim nasıl iş yaptığımı bilmeyen görmeyen ama konuşan birine benim ne kadar saygım olabilir ki.

Altyapıda fikstürler geçtiğimiz haftalarda çekildi? Fikstürü değerlendirdiğinizde geçen seneye göre farklılıkları nelerdir veya bu seneki fikstürden bir şikayetiniz var mı?

Yok, bir şikayetim, bu sene gayet memnunum. Geçen seneyi bana hiç hatırlatmayın. Adeta bizim için bir kabustu. Yine söylüyorum, hiçbir iş yapmayıp garip garip işler yapan insanların oyununa geldik. Spor okulları genel ligleri adı altında oynatıldı bence. Adamlar hem para kazanıyorlar hem de para veren bizim gibi kulüplerin önünü tıkıyorlar. Yani ne yaptıkları belli olmayan insanlar bunlar. Spor okulları ciddi bir kulüp olarak devam edecekler ise işlerine devam etsinler ama etmeyeceklerse de oynamasınlar demiyorum. Onlara ayrı bir lig kurulsun ve çatır çatır oynasınlar. Eğer güçleri yetiyorlar ise kendi Türkiye şampiyonalarını bile düzenleyebilirler ki bu hiçte zor bir olay değil. Yani onlar kendi liglerinde oynasınlar bizde kendi ligimizde oynayalım.

Bu seneki altyapınızı değerlendirirsek son durumları nelerdir?

Şimdi bu yıl kadro olarak bakarsanız eğer Efes Pilsen'in en kuvvetsiz olduğu yıllardan biri. 92 jenerasyonunda özellikle ki benim kayıp jenerasyon olarak nitelediğim bir jenerasyon ve bu dönemlerde olan iyi olan oyuncuları rakip kulüpler almış bulunmakta. Bu oyuncular kaybedildiği için bu sene biraz daha zayıfız. Ama biz bu zayıflığımızı savunma ile ve değişik deneyeceğimiz bir yöntem ile kapatmayı istiyoruz ve kapatacağımıza da inanıyorum. Bu sene yine İstanbul liginin en önemli ekibi biziz.

Türkiye'ye yatırım yapan kulüpler hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Türkiye'de altyapı bir yerlere geliyor diyoruz ki bunu en güzel örneklerinden bir tanesini Banvit gerçekleştiriyor Bandırma'da. Telekom ciddi bir şekilde altyapıya eğilmeye başladı. Efes Pilsen, Fenerbahçe Ülker, Beşiktaş'ta bunların meyvelerini toplamaya başladılar ki Beşiktaş'ta çok önemli oyuncular var bu yıl. Banvit'te mesela birkaç oyuncu A takıma çıktı. Ben diyorum ki artık bu yabancı sayısında insanlar azaltmaya gitsinler. Türkiye'de oyuncu yetişiyor ama bu yetişen oyuncular oynayamıyor. Dört yabancının olduğu bir ligde kaç oyuncudan milli takım seçersiniz. Kimse bana anlatmasın, birçok kulübün yabancısı Türk oyunculardan iyi değil hatta çok kötü. Dolayısı ile Türk oyuncuları tercih etmeleri onlar için daha iyi olur. Bizde fanatiklik derecesinde bir yabancı hayranlığı olduğu için o hayranlığı tabi bir şekilde bitirmek zorundayız. Burada ise en önemli şey bizim altyapıdan çıkan çocuklarımızın yukarıdaki insanlara kendilerini inandırmaları geliyor. Baktığımız zaman Türkiye'deki başarılar yabancı sayısının bir ya da iki tane olduğu zamanlarda geldiğini görüyoruz. Bu nedenle doğru bir sistemimiz vardı ama biz o sistemi yanlışa götürdük. Bugün Ukrayna'ya baktığımız zaman kimse onları küçümseyemez ya da Yugoslavlara baktığımızda adamların yabancıları yok ama dünyayı birbirine katıyorlar. Bugün İspanya'da aynı şekilde kendi milli takımının alttan yetişmiş oyuncularıyla şampiyon hem de A milliye kadar. İnsanlar ondan sonra bunun sırrı ne diye sordular, soruyorlar da. Bunun sırrı gençlere güvenmekten geçiyor. Yetişmiş oyuncuları adam yerine koymaktan geçiyor. 25 yaşında genç oyuncu dendiği zaman benim tüylerim diken diken oluyor. O artık basketbolda yaşlı oyuncu sınıfına giriyor. Dolayısı ile benim için genç oyuncu, 18-19 yaşında çocuktur. 20 yaşın üstü genç oyuncu değildir. Bu çocukların da oynayabilmeleri için ise yabancı sayısını azaltılmasından geçiyor. Çok önemli bir karar vardı. O da iki tane altyapıdan oyuncuyu kadroda bulundurma zorunluluğuydu. Ama federasyon bunu kaldırdı. Bunun haricinde yıldız takımlarda ve küçük takımlarda alan savunması (zone) yasaktı beceremediler ve beceremedikleri için bunu da kaldırdılar. Halbuki biz bunun mücadelesini vermiştik ve bunu kaldırdıklarında bize savunmaları Avrupa'da zone oluyormuş da bizde yapacağız şeklinde oldu. Herkes zone yapıyor, alan savunması çok önemli bir savunmadır, öyle herkesin yapabileceği bir savunma değildir. Sen bırak adamı isterse adam adama yapsın onun kurallarını belirle gerisini de rahat bırak. Yıldızlar milli takımında alacağın derecenin yukarıya bir getirisi olmadıkça kime ne faydası var. Adam adama mücadele hırsını çocuğa öğretsen yukarıda daha önemli bir yerde olacak belki de. Benim için çok önemli bir konu bu.

Biraz da 12 Dev Adam'dan bahsedelim. Neler söylemek istersiniz?

A milli takım kardeş olmuş. Belki bu başarılar geldiği içindir. Ama inşallah değildir, o görüntü kötü dönemde de bir arada olacaktır. Sürekli başarı olmayabilir, kaybedebilirler de. Burada önemli olan nokta o birbirlerini seven ve birbirlerine inanmış çocukların onu sonuna kadar devam ettirebilmeliler. Ben futboldan hoşlanmam. Hayatımda ilk defa futbol maçı izledim. Futbol takımındaki o birbirini sevmeyen görüntüyü herkes hissetmiştir. Basketbol maçını seyrettiyseniz eğer sayıdan sonra sevinmeleri, birbirlerine koşmaları, top için yerlere atlamaları, takım çok iyi, en azından mental seviyede çok iyi yerlerde olduğunun göstergesidir. Biz bunu kaybetmezsek mutlaka bir yerlere geliriz. Ama bundan önceki şampiyonalarda fark ettiyseniz bu yoktu. Takım tamamen bireyseldi. Mesela Hidayet'i çok takdir ettim. Arkadaşlarına gereksiz zorlama yapmadı, arkadaşlarının attığı basketboldan sonra onları yüreklendirdi, destekledi. İstese ben NBA oyuncusuyum deyip her topu alıp kullanabilirdi ki geçmiş turnuvalarda bunu yaptı. Aynısını Fransa yaptı, herkes ne kadar büyük oyuncu olduğunu konuştu(Tony Parker). Ama bir adama top attırtamadı, bir adama sayı yaptırmadı. Hidayet takımı toparladı. Belki 37 sayı atmadı Parker gibi ama bir o kadar bekli de daha fazla sayı attırdı arkadaşlarına. Çok daha değerli bir seviyeye geldi. Biz bu kardeşliği, bu arkadaşlığı ve isteği kaybetmezsek milli takım başarılı olur ve çok güzel yerlere gelir. Biraz öncede söylediğim gibi yedeklerden kurulmuş olmalarına rağmen, liglerinde az süre almalarına rağmen ve kenarda oturmalarına rağmen. Yani bu çocukların alacağı dereceler bence Türk basketbolunun geleceğini çok fazla etkileyecektir. İnşallah federasyonda bu yaptığı yanlıştan en kısa sürede döner ve ortalığı biraz daha Türk oyuncuların oynayabileceği bir hale getirir. Bana kalsa bir tane genç oyuncuyu mutlaka ilk beşte tutun diye bir kavram getiririm ki gençlere değer verilsin.

Yeni sezon öncesi hakemlere söylemek istediğiniz bir şey var mı? Genel olarak baktığımızda hakemler ile antrenörler arasında bir nane limon ilişkisi vardır?

Benim hakemlere ilgili bir durumum yok. Benim sürtüşmem sadece maç içindeki olaylarla alakalıdır ve sahada kalır. Ya işi çok iyi yapmaları gerekiyor ya da yapmamaları gerekiyor. Bu bir tercih meselesidir. Ben onların az para aldığına inanıyorum ki aldıkları para komedini de ötesinde bir ücret hakikaten. Çare bulmamız gerekiyorsa bulalım. Bir basketbol hakemi sahaya çıktığı zaman ben bu akşam bu parayla ne yiyebilirim diye düşünmemeli ya da eve nasıl dönerim diye düşünmemelidir. Hakemlerimiz yemeğini de yesinler evlerine de rahat gitsinler. Bunu için kulüplerin fedakarlık mı yapması gerekiyor bizim mi bir şeyler yapmamız gerekiyor oturalım konuşalım yapılsın. Örneğin maçlarda beden terbiyesi para alsın girişlerde ve alınan bu para hakemlerimize dağıtılsın. Yani iyileştirme adına pek çok şey yapılabilir. İnsanların az para aldığını ve kendilerine yatırım yapmadıklarını yapamadıklarını düşünüyorum. Bugün çok basit kurallar var. Bu basit kurallarda bile bir sürü insan hata yapabiliyor. Bizde hata yapabiliriz ama bizim yaptığımız hata en azından bizim hatamız oluyor ve bunu cezasını çekebiliyoruz ama hakemlerin yaptığı hatalar yüzünden biz ekmeğimizden oluyoruz ve sonuç olarak ceza bize kesiliyor ve biz bunu çekmek zorunda kalıyoruz. Dolayısı ile hakemlerde bunları bilerek sahaya çıkmalılar. Her zaman sahaya insan konsantre olmuş bir şekilde çıkamayabilirler, biz de çıkamayabiliyoruz. En azından onların hassa maçlarda daha dikkatli olmalarını istiyoruz. İstekli olmalılar ki hem bizim hem de kendi gelecekleriyle oynamamalılar. Burada en önemli nokta onların o yönettikleri maçlardaki çocukların hakkını yememeli. Çünkü hakikaten orada ciddi anlamda bir ter akıtılıyor ve bu akıtılan terin hesabı onların elinde kalıyor. Değer verildiklerinde çok iyi işler yapacaklarını düşünüyorum ki yaptıklarına da inanıyorum. Burada en önemli nokta hakemlerle bizleri bir araya getirmemelerinden kaynaklanıyor bence. Eğer karşılıklı oturup konuşsak birçok konu kendiliğinden çözülecektir. Ama nedense insanlar bir araya gelmekten korkuyorlar. Hakemlerle ile antrenörler bir araya gelmekten korkuyorlar. Ben ne hakemin bizi ne de bizim bir hakemi yediğini gördüm. Belkide mecazi anlamda bir yamyamlık söz konusudur. Ya da birbirimizi doğru dürüst eleştirmeyi bilmiyoruz. Beklide insanlar buna katlanamıyorlar. Şunu da unutmasınlar ki en büyük başarılar en büyük eleştirilerin sonucunda gelmiştir. Her şey güllük gülistanlık olsaydı eğer biz şu an her yıl Avrupa şampiyonu olmamız gerekiyordu. Herkes hataları birbirleriyle konuşmalı ki basketbolu daha ileriye götürelim.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Gençler ligi çok önemli iyi bir lig olacak. Özellikle seyircilerin gelmesini bekliyorum. Artık gençlere de biraz değer verildiğini hissettirmemiz gerekiyor. Bu yıl liselerarası dünya şampiyonası İstanbul'da oynanacak. Bu çok önemli bir organizasyon olmasına rağmen kimsenin umurunda bile değil. Böyle şeyler olmamalı diye düşünüyorum. Biz Olimpiyat Meşalesini yakmak isteyen bir milletiz ama bugün bir Avrupa atletizm şampiyonası Burhan Felek'te koşuldu. Sporcuları çıkardığınız zaman 7 seyirci vardı biri de bendim. Yani biraz futbolun dışında da sporu sevmek gerektiğine inanıyorum. Sadece başarının peşinden koşan bir milletiz, ama başarısızlar da onların çocuklarıdır bu milletindir. İnsanların birbirine destek olması gerektiğini düşünüyorum ki başarıda iyi bir duruma gelelim. Okul olarak yıllardır Yıldızlar Koleji var zaten hala da devam ediyoruz ve orayla ilişkilerimiz çok güzel. Her zaman dediğim gibi Türkiye'de oynayan bir basketbolcunun kaliteli bir eğitim alması mümkün değil. Bugün zaten iyi bir basketbolcu olduğu zaman iyi bir düzeyde olduğu zaman zaten yılda otomatikman 60 gün mili kampta. Öte yandan 15 20 günde turnuvaları oluyor. Dolayısı ile 80 gün okula gitmeyen bir çocuktan eğitim anlamında nasıl bir verim bekleyebilirsiniz ki. Fakat bugün bir Almanya sistemine baktığımız zaman çocuk 12'ye kadar okulda eğitimini alıyor ve öğleden sonra tamamen kendine ayrılmış bir zaman dilimi var. Ama bu bizim ailelerimizin işine gelmez. Saat beşe kadar okulda çocuk, öğretmenlerinin nezaretinde. Ben buna velilerin tembelliğinden kaynaklanan zorunlu eğitim sistemi adını koydum. Çocuklar beşe kadar zorunlu olarak okulda kalacaklar ondan sonra spora gidecekler, oradan çıkıp 11 de evlerine gidecekler, yemek yiyecekler, yatacaklar sonra sabah kalkıp yine aynı şeyleri yaşayacaklar.

kaynak:www.altyapibasket.com

Röportaj : Oğuz Yenihayat

www.altyapibasket.com bugün yeni tasarıma geçti . Siteye mutlaka girmeyi unutmayın