Basketligi sitesi olarak okuyucularımızı eğitici yazılar yayınlamaya gayret etmekteyiz. Bu yazılardan bir yeniside bir dvranışbilimci; bir eğitimci; bir yaşam koçu; bir yönetim geliştirme koçu; bir zihin koçu; bir mentör; bir performans akademisyeni; bir NLP, TLT, HK, EAT, DHE, PE, MI, M.Erickson Hipnozu, Sedona Metod uzmanı; bir yelkenci; bir gezgin; bir yaşam serüvencisi Aysim Altay‘dan;
Yaşam suyu sarmalıyor her yanımızı. Kimi zaman açık yaralar buluyor ruhumuzun o çok sağlam durması gereken bedeninde ve yakıyor o noktaları. Bazen de suyun bize taşıdıkları ruhumuzda yaralar açıyor, hem de sızım sızım sızlatacak cinsten. Dönüp baktığımızda açılan yaraların nedenlerine, söylenmiş bir söz, gerçekleştirilmemiş bir vaat, çoğu zaman da “sen beni anlamıyorsun”lar oturuyor sanık sandalyesine.
Yaşamın dinamizmi içerisinde insanoğlu, kendisini kimi zaman iletişim kazalarının kucağına düşmüş buluyor. Kimi zaman da anlıyor ve anlaşılıyor olmanın keyfini sürüyor, huzur veren dingin sularda yıkanan bedenler ve ruhlar misali.
Aynı suda iki defa yıkanılmıyor. Su akıp gidiyor. Bize kalan ya kekremsi bir tortu, ya da hoş bir ferahlık hissi.
İşte böylesine tezat duygular iletişimin ya da iletişimsizliğin yarattıkları.
Peki öyleyse ne yapabiliriz? Sağlıklı iletişim kurabiliyor olmanın bir hapı yok mudur? Hani şöyle yutuversek de sabaha kalmadan iletişim “Guru”ları haline gelebilsek!
Maalesef adım adım katedilmesi gereken bir yol bu. Son basamağa atlamamızı sağlayacak bir mekanizma henüz keşfedilmedi. Yüzlerce yıldır insanı, ilişkileri ve hayatı anlamaya, anlatmaya çalışan nice filozof, nice bilim adamı bu yolda ömür tükettiler. Bir filin parçalarını anlatmak misali başka başka tanımlamalarla, ifadelerle karşımıza çıktılar. Kimi bize, bizce çok anlamlı geldi benimseyiverdik, kimi ise uzağımızda kaldı. İşte onlardan birkaçı :
>> “Denizde bulunan, rüzgarın emrine tabidir.” Meksika Özdeyişi
>> “Karakter, güç ve uzun süren bir alışkanlıktan başka bir şey değildir.” Plutarch
>> “Doğru yönden bakarsanız, bazen en garip yerde ışığı yakalayabilirsiniz.” Jerry Garcia
>> “Işığı yansıtmanın iki yolu vardır : mumun kendisi, ya da onu yansıtan ayna olmak.” Edith Wharton
>> “Zaman ne çıkarır, ne de böler. Fakat öyle bir ölçüde toplar ki, çarpma bile onun yanında ufak kalır.” Bob Talbert…
Bu sözler ve binlercesi yaşamı, insanı, arada kurulan iletişimleri açıklamaya çalıştı, çalışıyor.
Bu çabayı biz de aynamızı cebimizden çıkarıp, kendimize, kendi iç dünyamıza yapacağımız kısa yolculuklarla gösterebiliriz. Çünkü ilk basamak, insanın kendisini doğru şekilde tanıyıp, ifade edebilmesinden geçiyor.
Kendimizi iç içe geçmiş halkalar olarak niteleyecek olursak, merkezde kişiliğimiz oturuyor, onun çevresini ise tutumlarımız çerçeveliyor ve en dış halkada ise bunların davranış ve konuşmalarımıza yansıması yer alıyor.
Bu elbette bizim tarafımız. İşin en zor yanı ise diğer kişilerle birlikte olunduğunda o kişilerin analizini doğru yapmak ve karşımızdakini anlayarak iletişimi oluşturabilmek.
Eh hayat çok kolay olursa heyecanı kalmaz değil mi? Öyleyse maceraya hazır mısınız? Haydi!
Sorulacak ilk sorumuz : Kimiz biz?
Bu soruyu yanıtlayabilmak için Psikoloji, Sosyoloji ve Antropoloji gibi çeşitli bilim dalları yıllardır hararetli bir uğraş içerisindeler. Farklı teoriler öne sürülüyor ve bir süre sonra o teorilerin yerini yenileri alıyor.
Yakın zamana kadar bu teorilerin en yaygın olarak kabul göreni insan beyninin sağ beyin ve sol beyin olarak ikiye ayrılarak incelenebileceğini söyleyen ve gösterdiğimiz tepkileri bu beyin bölümlerinden birinin daha baskın olarak çalışmasına bağlayan teoriydi.
Bu teoriye göre bazı insanlarda beynin sağ tarafı daha baskındır. Beynin sağ tarafı vücudun sol tarafını yönetir ve bu tarz insanlar :
Daha yaratıcıdırlar,
Detayı değil, bütünü görürler,
Paralel işlem yapabilme kapasiteleri vardır. Dolayısıyla başarılı sentezler yaparlar.
Daha çabuk ve kolay öğrenirler; öğrenirken fotoğraf hafızasından çokça faydalanırlar,
Öğrendikleri hafızalarında daha uzun süre kalıcıdır,
Sezgileri güçlüdür,
Duygularına ve sezgilerine göre davranırlar,
Ritm duyguları gelişmiştir.
Oyunculuk yetenekleri gelişmiştir, sahne sanatlarında başarılı olurlar,
Görüntüler ve renkler üzerinde odaklanırlar,
Beden dilini kullanmakta ustadırlar,
Hayal güçleri kuvvetlidir.
Bazı kişiler ise ağırlıklı olarak beyinlerinin sol tarafını kullanırlar. Bu kişilerde beynin bu yarısının vücudun sağ tarafını yönetiyor olmasının yanısıra bu kişiler :
Sistematik düşünür ve çalışırlar ve analitiktirler,
Detayları kolaylıkla yakalarlar,
Bilgiyi seri tarzda işlerler; birinden sonra diğeri biçiminde.
Kelime dağarcıkları geniştir; hitabette başarılıdırlar,
Analiz yapma ve eleştirme yetenekleri gelişmiştir
Sorgularlar,
Ellerindeki bilgi ve verilerle karar verme eğilimindedirler,
Gerçekçidirler,
Gramer bilgileri kuvvetlidir.
Matematiğe, bilime yatkındırlar,
Öğrenmeleri daha uzun süre alır ve çabuk unuturlar.
Bu ayırım çok kaba hatlarıyla yapılan bir ayırımmış gibi gözükse de bu teoriden sonra sunulan pek çok teoride de izlerini bulmak mümkündür.
Peki ya siz? Siz nasıl bir kimlik sergiliyorsunuz? Belki de aşağıda yer alan ufak örneklemeler kendinizi keşif yolunda yardımcı olabilir size.
>> Sizi ortadan sıkılmış bir diş macunu tüpü rahatsız eder mi? Yanıtınız Evet’se hele bir de tüpü tam alttan katlıyorsanız ibreniz sola kayıyor demektir.
>> Bir elbiseyi sırf rengine bakarak, bir evi atmosferini beğendiniz diye alabilecek kadar genel görünüm sizi etkiliyorsa ibrenizin yolu sağa doğru gitmekte.
>> Bir düğüne gittiniz ve dönüşte size hararetle sorulan “Gelinin gelinliği nasıldı?” sorularına “Beyazdı!” dan başka bir yanıt veremiyorsanız ibreniz tekrar sağa,
>> Bir odadan, bir bürodan, bir evden içeri adım attığınızda şöyle bir göz gezdirmekle detayları yakalayabiliyor, bir önceki ile farkını bile söyleyebiliyorsanız ibreniz sola yönleniyor.
>> Talimatlar sizin için önem taşıyor ve satır satır okuyup, adım adım yerine getirmek içinizden gelen ve engellenemeyen bir dürtü oluşturuyor ise ibreniz marş marş yine sola…
>> Tamirat yapmaya kalktığınızda hemen sonuca ulaşmak gibi bir telaş duyuyorsanız içinizde ve çoğunlukla da parça arttırıyor iseniz ibreniz hooooppp sağa!
>> Size sık sık neden tiyatroyla uğraşmadığınız soruluyor ve canlandırma kabiliyetiniz övülüyor ise ibreniz yine sağa!
Kimmişsiniz keşfettiniz mi?
Tabi ki herşey bu kadar kolay değil. Pek çok başka teorinin savunduğu farklı kişilik analizleri, davranış profilleri var. Bir de üstelik eğer beynimizi bu şekilde sağ ve sol beyin diye ikiye ayırıp, herşeyi bu bazda inceleyecek olursak, bazı beyin rahatsızlıklarında, mesela Sara hastalığında yapılan, ve beyinin bir kısmının olduğu gibi alınması ya da beyinin sağ ve sol loblarının bağlantısının kesilmesi ile sonuçlanan ameliyatların sonrasında kişilerin normal yaşamlarına geri dönebilmelerini nasıl açıklayacağız? Yoksa bu geri dönüş, karakter farklılıkları mı yaratıyor? Ya da beynin her hücresi kendine yeten bir bilgisayar gibi ayrı ayrı mı işlev görüyor?
Bu soruları çengellerinde asılı bırakalım bırakmasına ama kendimizle ilgili incelemelerimizin peşini bırakmayalım. Çünkü hayat, silgi kullanmaksızın yazı yazma sanatı. Geri dönüşler yaşanmıyor onda. En azından şu an bildiklerimizle bu böyle. O halde hep ileriye doğru ve sağlıklı adımlar atarak yaşamalıyız ki o yaratılan sanat eserleri gerçek şaheserler olsunlar.
Bir sonraki sayfaya kadar düşünme, tartma, ve analiz etme molası veriyoruz. Sonra söz yine beynimizin kıvrımlarında olacak.
Not : Bu yazı Aysim Altay’ın Yaşam Kaçtı Gözüme isimli kitabından alınmıştır. (Çınar Yayınları)


11 Ekim 2008
"SAĞIM EBE SOLUM SOBE" hakkında O yorum var.
Yorum Yap!