GÜNÜ KURTARMA-FERUDUN BİÇERMEN

Öncelikle yazıma başlamadan yerel ligde play-offlar başladı. Bütün takımlara başarılar diliyorum. Sene başında yazdığım yazıya paralel bir sıralama oluştu. Ekstra olarak Emine Örnek Kolej’ini tebrik etmem gerekiyor. Tofaş’ a son maçta kaybetse de ilk maçtaki sayı averajıyla grubunu 1. bitirmeyi başardı. Yazımın asıl konusu bu değil tabii ki. Yazılarımı takip edenler hatırlar daha önce “ TERCİH MESELESİ” başlığı altında bir yazımı sizlerle paylaşmıştım. Bu yazıdan yola çıkarak biraz bağlantılı bir konuyu daha sizlerle paylaşmak istedim. İnsanların tercihlerinden yola çıkarak genelde seçimleri günü kurtarmak yönünde oluyor. Bu aslında bulundukları yeri, mevkisini, işi vs. artık ne demek isterseniz size kalmış korumak için ve günlük işlerini yapıp ekstradan bir iş yapmayarak idare etme işidir. Peki bunu basketbola paralel olarak düşünürsek ne olur.? Hiçte iyi olmaz. Açıkçası bunu uygulayan çok fazla kulüp ve antrenör var. Aslında sadece basketbol ile sınırlı kalmamıza gerek yok bu bütün spor dalları içinde geçerlidir ama konumuz basketbol olduğu için izninizle basketbola sabitleneceğim. Özellikle son zamanlarda ciddi manada abartılı hale gelmeye başlayan Küçük Erkekler ligi ve Minik Erkekler liginde yapılan alan savunmaları ve diğer oyunculara göre fiziksel avantajı olan ama basketbolcu olma ihtimali diğer oyunculara göre daha az olup altındaki oyuncuların önünü kapayan oyuncular.

"Özellikle son zamanlarda ciddi manada abartılı hale gelmeye başlayan Küçük Erkekler ligi ve Minik Erkekler liginde yapılan alan savunmaları ve diğer oyunculara göre fiziksel avantajı olan ama basketbolcu olma ihtimali diğer oyunculara göre daha az olup altındaki oyuncuların önünü kapayan oyuncular."

Öncelikle son söylediğimden başlayayım. Özellikle Küçükler ve minik erkekler liginde antrenörler ve kulüpler maç kazanmak uğruna diğer oyunculardan fiziksel olarak çok üstün oyuncuları sahaya sürmesi çok ciddi bir sorun bence. Aslında sadece fiziksel olarak üstün lafı ile kalmak yeterli de değil ayrıca yaşça da büyük oyuncular ile oynamak. Tabi buna laf-u güzaf “Küçültmeyi” kullanıyoruz. Aslında boş değil de çok üzücü bir laf bence. Neyse o konulara girersek çıkamayacağız. Sadece günü kurtarmak için alttan onun yerine oynayabilecek ve oyuncu olma ihtimali daha fazla olan bir oyuncuyu kenarda oturtmuş oluyor antrenör ve kulüpler. Bu konuda kesinlikle sadece antrenörlere yüklenmek yanlış olur. Çünkü antrenörün görev yaptığı kulübündeki kişilerinde düşünce zihniyeti önemli. Eğer onların amacıda günü kurtaralım “Bu oyuncu bizi şampiyon yapar bu sene. Bir sonraki senede kovarız yollarız. Oyuncu olmaz nasıl olsa.!!” ise zaten antrenörün yapabileceği pek bir şey kalmıyor. Gelelim diğer konuya yapılan baskılı alan savunmalar…Oyuncuların gelişimi tamamen göz ardı edilerek sadece maç kazanmak uğruna yapılan bir savunma bence. Birebir savunma yapmayı beceremeyen bir oyuncuya alan savunmasını nasıl yaptırabilirsiniz.?! Daha minik takım seviyesinde olan bir oyuncuya adam adama savunmayı öğretmek varken alan savunmasını öğretmenin tek nedeni olabilir o da affedilemez bir hata bence altın söz günü kurtarmak ve başarılı olmak.

BAŞARI NEDİR? SİZCE....?

Peki biraz açıklama bölümüne dönelim ve kişiden kişiye değişen ki bence çok net bir açıklaması zaten olan; başarı neye göre ölçülür? Başarı nedir? Sizce?… Ben birkaç açıklamaya yapayım zaten siz bu sözü şu düşünceye sahip olan; bu sözü de şu düşünceye sahip olan söyler dersiniz. Spor altyapısı için söylüyorum tabi başarı maçları kazanıp şampiyonluklar kazanmaktır. Başarı altyapıdan A Takım seviyesine ve Türkiye Basketboluna oyuncu yetiştirmektir. Şimdi burada seçim kulüplere ve antrenörlere kalıyor. Genelde iki tarafında seçimi egolarını ön plana çıkararak maç kazanmak oluyor dediğim gibi. Altyapı antrenörleri egolarını geri planda tutarak maç kazanmak değil doğru oyuncuları oynatarak oyuncu olabilme potansiyeli olan çocukların önünü açmalıdırlar.
Başka bir düşünceye atlayalım “ Peki maç kazanma alışkanlığı olmayan kişiden oyuncu olur mu? ” Buradaki asıl nokta kazanma alışkanlığını kazandırdığınız oyuncunun gerçekten oyuncu olma ihtimali olup olmaması ve eğer gerçekten doğru oyuncularla çalışıyorsanız o takım zaten maç kazanma alışkanlığını edinir.
Bütün bu anlattıklarımdan sadece tek bir sonuç çıkarılmalı zaten başarı kişiden kişiye göre değişen bir şey değil, duruma göre değişen bir şeydir. Eğer altyapıda çalışıyorsan günü kurtarayım, sezon içerisinde bütün maçları kazanayım gibi bir düşüncen olmamalı. Bunun yerine Türkiye Basketboluna yeni oyuncular nasıl kazandırırım, çalıştığım kulübün A Takımına nasıl oyuncu çıkartabilirim diye düşünülmeli.
En son değinmek istediğim şeyde biraz konumuzun dışında sayılabilir ama hakem-antrenör iletişimi. Hakemlerde, antrenörlerde, oyuncularda herkes hata yapabilir. Önemli olan o hatalara takılmamak. İşin ilginç kısmı geçen günlerde seyrettiğim bir genç maçında antrenör ağabeylerimizden biri hakemlere takılarak adeta maçtan kendi kendini kopardı. Her şeye rağmen de takımı farklı geride olsa da rakibini yakalamayı başardı. Eğer maçın içerisinde kalıp takımını sahada yalnız bırakmasa belki de maçı kazanacaklardı. İşin ilginç olan kısmı hakemlere takılmanın yerine kendi oyuncularına baksa onların yaptıkları hataları fark edebilecek. Oyuncularının temel basketbol hareketlerini yanlış yapmasına dikkat etmeliydi bence.
Bütün bu durumların ışığında antrenör büyüklerimizin affına sığınarak basketbol altyapı antrenörü ilk planda oyuncu yetiştirmeyi düşünmeli ve tamamen buna odaklanmalıdır. Başarıda buna endekslenmelidir bence. Eğer bu düşünce içinde olan antrenör ve idarecilere sahip olursak Türkiye Basketbolu daha iyi yerlere gelebilir.
Tekrar bütün antrenörlere ve oyunculara play-offda başarılar diliyorum.