Basketbol her yerde basketboldur gibi görünüyor ama bir takım koşullar içerisinde çalıştırıcıya, oyuncuya, ülkeye, eyalete göre basketbol anlayışı değişebiliyor aslında. Kulüp antrenörleri, okul takımı antrenörleri ve beden eğitimi öğretmenlerine göre de daha farklı olabiliyor, herkes kendine göre bir bakış açısıyla görüyor basketbolu.

Antrenörlüğe başladığımız ilk yıllarda idol aldığımız iyi koç’lar; “elbette herkesin farklı doğruları olacak, öğrendiğiniz ve ürettiğiniz tüm fikirleri kendi süzgecinize atın sonra oradan kendi doğrularınızı çıkartın, belki senin inandığın, doğru olduğunu savunduğun şey bir başka koça veya beden eğitimi öğretmenine doğru gelmeyebilir ama zaman ve verilen emek haklı olanı ortaya çıkaracaktır.” derlerdi. İlk başta bu çok doğru geliyor insana, çok basit herkesin doğru olarak kabul ettiği bazı temel kurallar var tabi, sağ turnike sağ ve sol adım, sol turnike sol ve sağ adım gibi. Bence yakında sadece genel doğrulardan birkaçı bunlar kalacak gibi gözüküyor, halbuki sekiz yıldan beri sürdürmekte olduğum basketbol antrenörlüğünde o kadar çok doğru gördüm ki… Çok iyi koçlarla çalışma fırsatı buldum. Çalıştığım koçların dışında gerçekten isim sahibi ve sadece seminerlerde dinleme fırsatı bulduğum tüm koçların ortak mesajı hep şu oldu “Kendi doğrularınızı çıkartın ve onların üstünde durun, onları savunun”.

Oyunculuğumda küçük, yıldız, genç ve ümit takımlarda ayrı ayrı koçlarla çalıştım, gerçekten bu durumu o zaman da görebiliyordum. Yani koçların kendi doğrularını evrensel doğrular olarak görmesi, diğer insanların ve biz oyuncuların hiçbir yorum hakkının bulunmaması, bunlar hep kafama takılan şeylerdi. Oyunculuk sürecinde bu hep böyle devam etti. Gerçi diğer kulüplerde oynayan arkadaşlarıma bu durumdan söz ettiğimde; “Senin gördüklerin bir şey değil, bizim küçük takım antrenörüyle yıldız takım antrenörü konuşmuyor birbirlerinin başarısız olması için birbirlerini yiyorlar” derlerdi. Oyunculuğumdan bugüne kadar 15 yıl geçmesine rağmen bu olayları acı ile anarım maalesef…

Antrenörlüğe başlayınca daha farklı düşünmeye başlıyorsun tabii ki, oyunculuktan tamamen uzak tavırlar, düşünceler, davranışlar kısacası her şey değişiyor giyinişine kadar.
İlk yıllarımda kendime örnek olarak aldığım, bir şeyler öğreneceğime inandığım bir çok antrenör oldu. Ama baktığımda, gerçekten herkesin saygıyla eğildiği, hocam dediği insanların yaptığı o an sana doğru gelen bir kaç uygulama bile bir kaç ay ya da en fazla 1 yıl sonra insana yanlış geliyor. Oysa amaç belli; eğittiğimiz çocukların mutlu olabileceği kendisini sosyal olarak bir yere bağımlı hissedeceği, kişisel gelişimine pozitif yönde artıları olan ve basketbolu öğrenebileceği bir yuva.

Galiba biz altyapı antrenörleri olarak ağabeylerimizden bazen yanlış şeylerde görmüşüz, bana öyle geliyor. Her kulüpte olur Bizans oyunları, duyarım bütün koçlar ağabeyler arkadaşlarım anlatır; “Basketbol camiası burası her şey olur” .
Farklı düşünceler, fikirler iyi hoş da, bazı şeylerin belli bir çizgisi ve pozitif yönde artan grafiği olmamalı mı? Çalıştırıcılar ben de çok hata yaptım dememeli mi? Biraz da çocukların eğitim hayatını daha çok düşünmemeli mi? Böyle sorular aslında çoğalmalı ve bunlara verilecek olası cevapları açıkça tartışmalıyız diye düşünüyorum.

Şu an Türkiye’de bir ya da iki tane profesyonel kulüp olduğunu herkes söylüyor, minik takımdan A takıma kadar profesyonellik nedir peki? Ben çok merak ediyorum. Bursa’da Makospor kulübünde antrenörlük yaparken çok iyi bir oyuncu gördüğümde ve velilerin okul eğitimi ile ilgili talepleri olduğunda hep şunu derdim; “Kesinlikle derslerle ilgili her türlü takibi ve yönlendirmeyi yapacağız, Siz hiç merak etmeyin” Ama bu takip ya da yönlendirme sınırlı olmaktan öteye gidemedi hiçbir zaman. Neyse sevgili ağabeylerim ve arkadaşlarım profesyonel kulüp demiştim ya biraz önce, biz çok profesyonel çalışıyoruz diyen kulüplerimizin bence eğitime daha çok önem vermeleri gerekir. Çocukların sosyal hayatlarına pozitif katkı ve özgüvenlerini kazandırmak adına kulüp-aile-okul üçgeni çerçevesinde projeler üretmemiz gereğini, sanırım yaşadığımız deneyimler ve elde ettiğimiz sonuçlardan sonra geç olmadan hayata geçirmeliyiz.

Basketbolcuların diğer branşlara göre çok şanslı olduğu noktalarda yok değil ama, basketbol ağabeylerimizin dediği gibi sadece sahada öğrenilmiyor. Sahada topla ya da topsuz bazı çalışmalardan bir yere kadar verim alabiliriz, diğer çalışmalar ise çocukları daha ileriye götürecek şeyler. Yazımın başında sizlerle paylaştığım gibi gerçekten ortak bir dil çok önemli. Örnek verirsek; çocuk aynı kulüpte basketbol oynuyor ama antrenör değiştirdiğinde sanki kulüp değiştirmiş gibi hissediyor kendini, yabancılaşıyor ve yeni antrenörüne uyum sağlayana kadar zaman kaybediliyor. Bunu ben de yaşadım ve konuştuğum oyuncuların yarısında bunu gördüm. Bence bir kulüp için en önemli konuların başında geliyor bu durum, ülkemizde bu işleri hakkıyla yapan diğerlerine örnek olacak kulüpler elbette var. Ama daha da önemlisi basketbolun geleceği için her kulübün kendine ait bir basketbol felsefesinin olması gereğidir. Tüm kulüpler oyuncularını bu felsefe ile yoğurup hem basketbol yaşamlarını hem de geleceklerini garanti altına alma çabası içinde olmalıdırlar.
Çocuklar gerçekten önemli, onları bir yerlere getirecek, basketbolcu olma yolunda ilerletecek bizlerin, minik takım çalıştırıcılarının bile felsefeleri farklı olabiliyor az da olsa rastlıyorum. Çocukların o yaşlarda büyük ağabeylerine benzeyen tek olayı fileden topun geçmesi olabilir, bence. Sahada yapılması gerekenleri öğretmek ve çocukları hemen geliştirmek mümkün değil, bunu yapabilseniz bile, hepsini bir an önce öğretirsen çocuk genç takıma gelince ne öğrenecek sıkılmayacak mı? Hepimiz yapıyoruz ben de yaptım ama yanlış olduğunu görüyorum ortak dil, ortak çalışma ve kendi kulübü içerisinde aynı zamanda.
Türkiye basketbol ekolü için en önemlisi bence bu. Defalarca ağabeylerimizin söylediği gibi; hem kendi kulübümüze hem Türk basketboluna katkı yapmak ve hem de en önemlisi çocukların, gençlerin en iyi eğitimi almalarını sağlamak için haydi hep beraber çalışalım…
İnanın sistemli olarak takımın bir parçası gibi çalışmak her şeyden daha zevkli ve daha az yorucu…